Saturday, November 8

hülyalı bir akşam iniyor o rıhtıma

sis boş anılarda bir ağızdan inleyen sözlerimiz

kırmızı yağmurluğunuzla merdivenlerden akıyor gibisiniz

bir terkediş geçiyor belli belirsiz gözlerinizden

bir özlemi özlemeye gidiş narin parmaklarınızda

ben, elimde soğuk ve üç kuruşluk şarabımla ateşin başında

yalnız

görmüyorsunuz ne aşkı, ne ateşi, ne beni

aşk tam burada, kıpkırmızı burnumla yanaklarımda

yürek haddini bilir, yetmiş yaşında

boğuluyor sesim çıkmıyor, seslenemiyorum peşinizden

oncasının üstüne bir pişmanlık da siz bırakıyorsunuz

yaşlı gözlerime

içim titriyor gençliğinize, su yarın kadar soğuk

erken bu ayrılık, olacakları yaşamadan

vazgeçmek olur mu hiç bir sert ayazda

gel otur

aşk tam burada, kıpkırmızı burnumla yanaklarımda

yürek haddini bilir, yetmiş yaşında

ağla denizler kadar, ama denizde kaybolma

bil, unutulur her acı

içinde pişmanlık olmadıkça

bebek’te kahveden bakıyorum

yağmur dökülüyor inceden

karşı kıyıda akça pakça Kanlıca

yıldızlara gömmüş başını yosma

eskilerden bana sevdalı

seyre dalmış yakamozlanan boğazı

ben yudum yudum çayımda

son dörtlükte döneniyor aklım

iki yanda Arnavutköy, Kuruçeşme

aynı önemsiz anının kahramanları

gülümsüyorum şaşkın kahveciye

gözümde o gece

vapur dolusu insanlar gelip geçiyor

insanlardan da çok duygular

kalabalık velhasıl, kalabalığım

bardak dolu yine

hem çay şimdi daha sıcak

gözümde tütüyor gözümün önünde Kanlıca

ve bir kere elini tutmadığım o yosma

komik çocuklar bulvarı, içindeyim tam ortasında

yağ alıyor bal satıyorlar bu güleç dükkanda

harc – ı alem içi, işi incik boncuk dizimi

hercai

hercai bu zamanda çocuklar

komik çocuklar bulvarı, içindeyim tam ortasında

kimi güldürür kimi ağlatır oyunlar... kimi?

çok sürmez kaçar toplar

patlar balonlar, boşver

yine kar lapa lapa, bir de selam çak kardan adama

komik çocuklar bulvarı, içindeyim tam ortasında

ne gece...ne gündüz...

aldırma

çocuk olmalı enikonu çocuk bu dünyada

sade, pür, pür neş’e...sevgili bir de

komik çocuklar bulvarı, içindeyim tam ortasında

bu sabah başka uyandım sevdam

sevdiğim bütün söz resimlerde tatlı bir düş acı

Jeanne geldi geçti mavi elbisesiyle, karlar içinde

Dali’nin ince parmakları oturmuş

başlarında beyaz bir unutuş başları

seni çizdim bu sabah gökyüzüne

dada ve kübik tek tek gözlerin

komünde gülüyor bir avuç Robespierre

bir de cumbalı evleriyle eski İstanbul

dolaşıyor sokakları

Dino’nun parmaklarında inceliyor uzuyor Güzin’in kolları

Ve Nazım’ın yaşayan saçları

sarı bir odada sapsarı Von Gogh tarlalara dalmış

kesiyor kulağını

sen Michalengelo’nun İsa’sı

ben Renoir’ın nü yası

bu sabah başka uyandım sevdam

sevdiğim bütün söz resimlerde tatlı bir düş acı

saniyelere bölünüyor kısır sözcükler kadınlı ve erkekli

pembe düşler ormanında potinleri düğümlü çocuklarız

kandırıyoruz neş’emizle şaşkınları

sevmek geliyor da içimizden dengimiz bir ağaç ardında kayıp

ne yazımız gülüyor zamanda ne hayalden oyuncaklarımız

kayboldu gitti yollar hepten girilmez yollarda

memnun değilim hedefi şaşmış saatlerin sesinden

kandırmaz neş’eli kafiyeler oyunbaz aklımızı

çeldik bir sürü masum masalla ilk ve son hayatı

alıp verdiğimiz ki nefesiniz

ne önü ne sonu, terkedilmiş yaslarımız beklediğimiz

çapraz ateş ortasında dinlenmek, uyumak sade

yağmur kokulu şu küskün boz toprakta savruluyor

fırtınamız kasırgamızla

saniyelere bölünüyor kısır sözcükler kadınlı ve erkekli

pembe düşler ormanında potinleri düğümlü çocuklarız

kandırıyoruz neş’emizle şaşkınları